
"İnsanlar çok önceleri kayan yıldızlar kadar gökyüzünün bir parçalarıymış.Sıradan bir gün yağmur damlalarına doluşup yeryüzüne inmek istemişlerdir.Havada süzülen bahar yaprakları ve salınan toz zerrecikleri arasından kıçlarının üstüne düşmüşlerdir.Ömürleri boyunca,tattıkları bu ilk acıyı ileride bir gün lazım olur diye içlerinde taşımışlardır.Yeryüzünden gökyüzüne bakmak artık gereksiz bir alışkanlıktır ve insanlar yine de bu duruma tam anlamıyla alışamamışlardır.
İnsanın hayatı,vücudunun sistematiğiyle özdeşleştirilebilir.Öyle ki insan,yaşadıkları yüzünden soluk almakta zorlanan,dışında kaldığı güzellikleri içine sindiremeyen,belli bir yaşa eriştiğinde isteğiyle yada isteği dışında olmakla beraber, yaşamını sonlandırıp,olduğu kadarını küçük başka parçalara aktarabilen ve çoğaldıkça küçük başka parçalar kadar küçülebilen bir varlıktır ve boş zamanlarında genellikle kaldığı yerden var olmaya çalışır.Geriye yine çalışmak kalır.Çalışmaya çalışmak ve çalışmamaya çalışmak arasında işlerine gider gelirler.Geri kalanlarsa çalışmakla çalışmamak arasında en yakın kahveye gider gelirler.Evlerinde karılarının kendileri için hazırladığı hazımsızlığı çekerler.Karılarının üzülmesini istemedikleri için bu durumu yemek sonrasına denk getirmeye çalışırlar.İroni ilk kez böyle bir ortamda ortaya çıkmıştır.Kadınlar bu türün ilk örneklerini verirken yaratıcılığın epey sancısını çekmişlerdir.Ancak nedense sadece ısmarlamış bulundukları çocukları doğurmuşlardır.
Çocuklar babalarının dökülen bıyıklarını üstlenmişlerdir. Eskidikleri,geçen yılların sıradanlığını kazıdıkları tezgahların başında onların yerlerini almışlardır.Sabahın erken saatlerinde dükkanları olduğu yerde havalandırdıktan sonra,evvelki günden kalan yorgunluğu büyük kovalarla dışarıya dökmüşlerdir.Sorumlu tutuldukları bu yeni yüzeyselliğin pürüzsüzlüğü için çabalamışlardır.
Bu durumun aksine yönünde olan eğilimler ise kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır.Bilindiği gibi şehrin sönük ışıkları altında,kaldırımların ve ağrıyan bacakların üzerinde,yanan sigaraların önemsenmeyen ıslak,öteki ucunda yapay bir yalnızlıktan söz edilmektedir.Bu söylemin sıklaştığı ve büyük sorunlar çıkardığı şehrin yoğun olarak yaşanan,ıssız köşelerinde ağaçların göğe uzanmasına ve tüm sorunları gölgelemesine izin verilmiştir.Parklar,bahçeler yapılandırılmış ,içlerine yıkık heykeller kaydıraklar salıncaklar yerleştirilmiş paslanmalarına ve eskimelerine özen gösterilmiştir.Kullanışlı olmayan her şeye ve herkese yıllanmakta olduğu süsü verilmiş,yalnızca çok az bir kısmı hiç bir müdahalede bulunulmadan kendi kendilerine bu şekli alabilmişlerdir. Değerleri tümden biçilmek üzere ertelenmiş,geride kalanları değersiz yanlarıyla gün ışığına çıkarılmıştır.
Her şey sanıldığı gibi bu döngünün devamlılığından ibaret değildir.İnsan zaman içerisinde,içinde bulunduğu zamandan bağımsız olarak büyük değişimlere de uğramıştır.Av olan avcı,toplayıcı olan eşdeğeriyle toplum,kadın olan erkek,erkek olan daha çok erkek olarak doğaya ve tabiatı olan eşyalara karşı verdiği savaşı silahlandırmıştır.Sonra savaşın da şeklini değiştirip,hızlı seyir gösteren ölümleri ortadan kaldırmıştır.Bu durum,düşüşün durmaya yakın yavaşlatılması ve geri alınıp tekrarlanması olarak anlatılabilir.Böylelikle insanlar kendilerine tahsis edilmiş kısıtlı zamanları içerisinde,her düşüşleri sonrasında,yerden geri sektiklerini,bu şekilde ayakta kaldıklarını düşünmekten kendilerini alamamışlardır.Yeryüzünün kendilerini kabullenemediği düşünmüşler,ancak bu şekilde yaşamışlardır...Sonra yine düşmüşler,ama garip şekilde... yaşamışlardır.İnşa ettikleri büyük korkulukları sayesinde ölümü uzaklara ertelemişler,geniş zamanlara yaymışlardır..."
Korkulukları öyle iç içe yerleştirmişlerdir ki meyve ağaçlarının da bu mevcut korkuya kapılacağını akılları almamıştır
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder